Azerbaycan: Denge Politikasında Basın Özgürlüğü Azerbaycan’ın basın özgürlüğü konusundaki sicili pek parlak değildir. Gazetecilerin öldürülmesi, dövülmesi ve çeşitli baskılara maruz kalması hem ülke içinde, hem de ülke dışında her zaman gündemin önemli konularından biri olmuştur. 24 Kasım’da yaşananlar ise Azerbaycan’da basın özgürlüğünün ötesinde ülkenin geleceği ve rejimin niteliği tartışmalarını gündemin ilk sırasına oturtmuştur. Azerbaycan Radyo-Televizyon Üst Kurulu ülkenin ilk özel ve tek yarı-bağımsız ANS televizyon kanalının kapatılmasına karar vermiştir. Ayrıca, Azerbaycan’ın ilk özel gazetesi Azadlık’ın mevcut ikametgâhından çıkarılması için Devlet Emlak Komitesi tarafından açılmış dava da sonuçlanmıştır. Yargıç Azadlık gazetesine süre tanımaksızın binanın boşaltılmasına karar vermiştir. Kararı takip eden birkaç saat içinde polis tarafından binaya el konulmuştur. Böylece, aynı binadaki ilk özel haber ajansı Turan ve 1994’ten itibaren binada yerleşen Azerbaycan Halk Cephesi de şehir merkezindeki binadan çıkarılmıştır. Aynı gün içinde gerçekleşen bu olaylar toplumda şok, panik, korku ve infial karışımı duygulara yol açmıştır.
Bu karışık duygular içinde yanıt aranan temel soru yaşanan gelişmelerin nedenidir. Soruya verilen yanıtları beş başlıkta toplamak mümkün. Birinci görüş, bu olayları basın özgürlüğüne yönelik topyekûn saldırı olarak görmemekte ve yaşananları farklı şartlarla değerlendirmektedir. Buna göre, hem ANS hem de Azadlık’la ilgili gelişmelerin altında kendine özgü sebepler yatmaktadır.
İkinci görüş konuyu Dağlık Karabağ konusundaki gelişmelere bağlamaktadır. Özellikle Batılı kurumların temsilcileri ve barış müzakerelerini sürdüren Minsk Grubu eşbaşkanları düzenli ve devamlı olarak çözüm için basının halkı yatıştırıcı yayın yapmamasından yakınmaktaydı. Ayrıca, Azerbaycan yönetimine bu konuda gerekli çabayı göstermesi doğrultusunda telkinde bulunulmaktaydılar. Bu çerçevede Dağlık Karabağ konusunda çözüme yaklaşıldığı ve Azerbaycan yönetiminin Dağlık Karabağ’da referandum önerisini kabul etmeye hazır olduğu iddiaları gündeme gelmektedir. Dağlık Karabağ konusunda olası bir taviz durumunda, özellikle ANS’nin denetlenemeyeceğinden çekinerek kapatılması yoluna gidildiği ileri sürülmektedir. ANS savaş bölgesinden verdiği haberlerle popülerleşmiş ve kurucularından birini savaşta kaybetmiş bir televizyon kanalı olarak Karabağ konusunda özel hassasiyet taşımaktadır.
Üçüncü görüş, gelişmeleri Azerbaycan’ın jeopolitik seçimi ile açıklamaktadır. Bugüne kadar Azerbaycan’ın dış ve güvenlik politikasının temelini Batı ve Rusya arasında bir denge oluşturmaktaydı. Özü itibarıyla otoriter olmakla birlikte, rejim Batı ile ilişkilerini germemek için muhalif siyasi partiler, muhalif basın gibi asgari demokratik unsurlara müsamaha göstermekte idi. Azerbaycan iktidarının artık bu konuda Batı’ya taviz vermek niyetinin olmadığı ve Moskova’ya yöneldiği ileri sürülmektedir. Bu çerçevede Azerbaycan’ın Türkmenistan ve Beyaz Rusya yolunda olduğuna dikkat çekilmektedir. Putin’in Rusya’da yaptıkları ile Azerbaycan’da yaşananlar arasındaki benzerlikleri öne çıkaran bu görüşe göre yaşanan gelişmelerde Rus istihbaratı önemli rol oynamıştır. Rus istihbaratından bir grubun bir süredir Azerbaycan’da bulunduğu iddia edilmektedir.
Dördüncü görüş ise, Azerbaycan’ın Türkmenistan veya Beyaz Rusya yolunda olduğu ve dolayısıyla Batı ile Rusya arasında denge politikasından vazgeçtiği fikrine katılmamaktadır. Bu görüşe göre Azerbaycan iktidarı dış, güvenlik ve enerji politikalarında Batı ile Rusya arasında dengeyi koruyacaktır. Fakat içeride demokratik kurumlar ortadan kaldırılarak tam anlamıyla otoriter bir rejim oluşturulacaktır. Böylece, Azerbaycan Batı’yla yakın ilişkilere sahip Orta Doğu ülkelerine benzeyecektir. Rusya-Gürcistan ilişkilerinde yaşanan gerginlik, Özbekistan’ın Rusya saflarına geçmesi, Moskova’nın eski Sovyet coğrafyasında daha saldırgan politikalara yönelmesinin yanı sıra, petrolden sağlanan gelir Batı karşısında Azerbaycan iktidarının elini güçlendirmiştir. Böyle bir ortamda Batı’nın da Azerbaycan’a baskı yapamayacağı ifade edilmektedir. Dış, güvenlik ve enerji konularında yakın ilişkilerin sürdürülmesi karşılığında Batı’nın içeride muhalefetin bastırılmasına daha yumuşak bir tutum takınacağı ileri sürülmektedir.
Beşinci görüş ise her ne kadar çelişkili gözükse de, gelişmeleri Batı’nın baskısıyla açıklamaktadır. Azerbaycan Avrupa Konseyi üyesidir. Ayrıca, AB ile Yakın Komşuluk Politikası Eylem Planı, NATO ile Bireysel Ortaklı Eylem Planı sürdürülmektedir. Azerbaycan’ın hem Avrupa Konseyi hem de AB ve NATO ile sürdürülen Eylem Planları çerçevesinde demokratikleşme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülükler artık ertelenmesi olanaksız bir aşamaya gelmiştir. Dolayısıyla da Azerbaycan’ın demokratikleşme konusunda kimi tüzel düzenlemelere gitmesi gerekmektedir. Mevcut koşullar altında bu düzenlemelerin yapılması muhalefetin güçlenmesine yol açabilir ve iktidar açısından 2008 devlet başkanlığı seçimlerini zora sokabilir. Sonuç olarak bu görüşe göre, son gelişmelerle tüzel düzenlemeler yapılmadan önce muhalefetin bu düzenlemelerden yararlanamayacak kadar küçültülmesi hedeflenmektedir. Ayrıca, bu gelişmelerin hemen ardından yapılacak tüzel düzenlemelerle Batı’nın olası tepkisinin yatıştırılacağı ifade edilmektedir.
Forumer™ is Voted #1 Free Forum Hosting provider
Build your own community today with the largest message board hosting company.